Beyim dediki, 'kızın kapıdan, sen bacadan' :))
E haklı aslında. Öykü sultan'ı, anane, dede ve bilimum kalabalıkla yolcu ettik akşam.
O kadar mutluyduki içi içine sığmıyodu. Hopladı, zıpladı durdu.
Benim herşeyim canım annem, öyle organize olmuştuki, 3 tane yastık almıştı yanına, Öykü sultan gece yolculuğunda rahat etsin diye. Çantası ecza dolabı gibiydi ve 4 mevsimlik kıyafet vardı Öyküye. Erken gittiğimiz için otobüs boştu ve annem bütün koltukları denedi hangisi rahat olur diye :)) Ve el sallaştık, öpücükler attık yolladık....
Sonra koştuk arabaya.
Gökçeyle çiçekleri taktık, rujumuzu sürdük, modumuza girdik, tuğba'yı aradık....
'biz geldik, herkes oynuyooo' dedi....
Ahırkapı çoook kalabalıktı. Gene aradım Tuğbayı ' bak biz dabruka şovun önündeyiz' dedim.
'burda heryerde dabruka şov var' dedi :)))
Vardı. Öbek öbek vur patlasın çal oynasındı...
Ne unuttum? ne kağıt ne kalem ne çaputum vardı. Ama Tuğba vardı, selpağı vardı, ruju vardı...
bana euro'lar çizdi, astık ağaca. Ama önemli olan niyet ya... ben selpağımı bağlarken ve ateşten atlarken neler diledim neler...

Çarkımın feleğinde 'azıcık aşın, kaygısız başın' çıktı. işime geldi 'şükür' dedim içimden. ama ufak bi hileyle 'aşkınız alev alev yakıyor.(alo itfaiye)' ye bi tık oynattım, öpücüğümü kaptım ;)


Göbek attık, çaput bağladık, ateşten 3 kere atlarken dilek diledik olucağına inandık....
makinem yoktu. ama rujunu, selpağını veren canım arkadaşım bu güzel fotoları da verdi bana. ne mutlu :)
Hepimizin dileği gerçek olsun, hıdırellez kutlu olsuuun.....