
İşe verilen 4 günlük mola...
C.tesi - pazar sabahları meşhur AÖF sınavlarım vardı. iyi geçti 5 pekiyi afferin aldım.
Cumartesi sabahı, beyim götürdü beni sınava. Yol boyu, neden evimizden bu kadar uzak bir noktada sınava girmek zorunda olduğumu tartıştık. Sabahın körü sisteme isyan ettik. pastane poğçası ve kutu meyva suyuyla döke saça, kırıntılar, 'yol sordun-sormadın' didişmeleri, '10 dakka kaldı, bu ne trafik cumartesi cumartesi yetişemiycez isyanları' eşliğinde okulumu bulduk. Bir hengame bir koşturma....
Yanlız sınavdan çıktığımda manzara süperdi. Birkaç adam, ellerinde ve kucaklarında çocukları eşlerinin sınavdan çıkmasını beklerken, sohbete dalmış bi güzel kaynatıyolardı:))
İlk ben çıkmışım sınavdan."Ohh sen yırttın, geçmişolsun, helaaal" nidaları arasında uğurlandık. Beyim de "Allah kurtarsın" iyi dilekleriyle karşılık verdi...
(saolsun beyim, pazar günkü okulumu da buldu, beni dertten kurtardı)
Neyse, pazar günkü sınavım da bu okula çok yakın olduğundan, pazar günü yanlız gitmeye karar verdim.
Ne de iyi ettim...
Pazar günü bomboş yolda, mp3 playerla uğraşmamak için basılan radyo düğmesi bana nefis süprizler hazırlamıştı.
Arabanın camından esen hafif rüzgar, fırından alınan çatal, radyoda "ben de uzun bir yola gittin farzederim, kandırırım kendimi ne yapayım" Ziynet Sali, bangır bangır bir Tuğçe, hafif gaz pedalı (itiraf.com:uzun zamandır olmadığı kadar hafif:), sonra Nil Karaibrahimgil "Kendimi bunun için mi yorcam ben, kalbimi bunun için mi kıcam ben" , bangır bangır bi tuğçe daha...
Sınav günü böyle de olurmuş meğer. Dönüşte alınan kahvaltılık, meyva suyu, gazete ve strese girmemiş sadece annesi sınava girmiş bi aile kahvaltısı...
Sınav sonraları yazlığa koşturduk durduk. Yaz geldi , en acilinden yerleşicez ya...
Pazartesi, Salı takviyesi ile ev rayına girdi neyseki.
Artık ev iş arası gidiş-geliş 70+70:140 bunalım kilometre...
.... Ve final.39,5 farenjit... Öykü sultan, bütün kış çok iyi idare etti. Ananenin sihirli pekmez şurubu şifa verdi. Ama bu salgından kaçamadı. Dün akşam 10,30 civarı ince pijamaları ile yatağında ateşli halde çizgi film seyrederken bakkala gitmeye karar verdik. İkimiz elele, terliklerimizle kıkırdaya kıkırdaya sokağa çıktık. Bir rüzgar esti "ohh anne, ne güzel mayıştım" dedi, ben eridim... "ohh dedim ne iyi ettik, çıktık". Yataktan çıkmak iyi geldi Öyküşe.
Alışık değil ya, terliklerime baktı baktı kıkırdadı :)) Aheste aheste bakkala gittik, abur cubur yerine 2 liralık dandik prenses tacı, küpesi vs.si bi takım aldı. Eve geldik, tacını küpesini taktık. Ateş 39,5 u bulup keyifler kaçınca, soğuk kompres ve kusma kovasıyla başbaşa kaldık...
Şimdi ananede Kumburgaz'da... Civcivi 'sarışın'la koyun koyuna yatıyomuş...
Ben gene özledim. Akşamki rüzgar ve onun mest hali aklıma geliyo sık sık, bi ferahlıyorum...