KIZIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KIZIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2011 Pazartesi

işte bizim Öykü'müz...

8 oldu dolu dolu...
Çocuklukta hep aynı handikapa düşülür.
8 bitti 9 oldu, 9'undan gün aldı, 9'una bastı... Kaç diycez peki şimdi?
E doğar doğmaz 1'mi sayılıyoki tartışmaları sonunda parmak hesabı yapılır, doldurduğu yaşı esas alınır. Ve evet 8 oldu ;)

3 sene önce tutmaya başlamışım blog günlüğümüzü.
Eskileri okudum az önce. 5 yaşındaymış Öykü...
Yüzmeyi öğrenmiş, bisiklete binmeyi.
İlk veli toplantımızı yazmışım, babası da yorum yapmış hatta :)
Evlenmeyi düşünmüş bir ara, yanlız kalıyomuş evde.
Bir ara annem babam ölürse sendromu yaşamış. 5 yaş korkusuymuş bu...
Okula yazılmış, endişelerimi yazmışım. Kilotlu çorap kaşındırır onu demişim. Doğru tahmin etmişim...
Korkularını, mutluluklarını, ilk'lerini yazmışım. Ne iyi etmişim...

Şimdi 8 yaşında.
İnatçı, ısrarcı, hafif ukala...
İlk anne cimciğini çoktan yedi :)
Planları, hayalleri, sevdikleri, sevmedikleri var.
Bir de kilitli günlüğü...

















23 Kasım 2010 Salı

ödül törenimiii?

Okulunda düzenlenen resim yarışmasında 3. olmuş Öyküş.
2. olmadığına seviniyor deli kız.
İkincinin ödülü sözlük (muhtemelen elektronik), üçüncününki mp3 player'mış :)
O kadar mutlu ki, adını duyduğu anki tepkisini tekrar tekrar canlandırıyor.
Kutlama yemeği pişirdik birlikte, meyve sularımızla kadeh kaldırdık...
Elimde değil, yarınki ödül törenini hayal ediyorum şimdi;
konfetiler, basın ordusu, omuzlarda taşınan Öykü vs. vs. vs. :) Hah...




Öğretmenler günü için hediye bakarken aldım bu güzel haberi.
Dükkandaki en pahalı cüzdanı almama sebep değildir dimi bu?
Coşkumu paylaştım heralde :)
foto3 Barbi morgu: Sevaptır a dostlar. Şu barbileri bi giydirelim el birliğiyle...

16 Kasım 2010 Salı

naapçaz bu hassas bünyeyi ...

Çöp konteynerinin yanında bulduğu kör lağam faresi için gözyaşı döken Öykü'ye Kurban Bayramı'nı anlatmaya çalışıyorum :(
Muhtemelen vejeteryan olucak...

7 Ekim 2010 Perşembe

Sır...



Okulda hep ben geliyormuşum aklına.
Böyle ağlamış gibi hissediyomuş kendini, ama tutuyormuş.
Bazen de beni özleyince karnı ağrıyormuş :(
Evet, korkulan sonuç: Okul fobisi...
Ama çok neşeli dönüyor okuldan.
Yanlızlık hissinin ve 'kimse benimle oynamıyor' şikayetinin 5 dakka sonrası,
Deniz'li, Aslı'lı, Enes'li, Emir'li oyunlar anlatıyor...
Haftada 1 gün, onunla okula gidiceğim günün yatçaz kalkcazını hesaplıyor.
Üzülüyorum... Yanlız hissedeceği 1 dakika, hem ona hem bana fazla geliyor...
Kahvaltıda anlatınca bu hislerini, gözleride hafifçe dolunca,
bir anahtarlık buldum şifonyerin en dibinde kalmış.
Öyle yüzüne bile bakılmamış, bir kenara atılmış.
Çaktırmadan tozunu aldım.
Kurdeleli, cafcaflı kolyemin siyah beyaz puantiyeli olan kurdelesini çözüp,
bu melek anahtarlığın boynuna bağladım.
Bir kutu içinde sahanda yumurtanın yanına koyuverdim.
Hediye gibi ya hani! Bir sevinç, heyecan açtı kutusunu...
Şimdi anlaşmamız gereği, sadece 3 kişinin ve blog arkadaşlarımın bildiği bir sırrımız var.
Öyküş, okulda yanlız hissettiğinde veya beni özlediğinde meleğini çıkarıp iki avucunda ısıtıyor.
Ve ben o sinyali hissedip 'seni çok seviyorum anneciiim' sinyali gönderiyorum.
O da beni yanında hissedip, gülümsüyor...
Evet, evet! Denedik oluyor....



fotolar, pijama partisinden...

27 Eylül 2010 Pazartesi

meooovvv....

Adı Hayat!
Biz koymadık...
Henüz birkaç günlükken ve bodrumda ölmek üzereyken, onu bulan
ve bebek gibi biberonla besleyen Binnaz hanım koymuş adını.
Hayatta kalmayı başarabilsin diye...
Şimdi 1,5 aylık...
Öyküşün teyzesinin organizasyonu, telefonlaşmalar, mailleşmeler neticesinde
gece 12.00 suları, çalan kapıyı Öyküşe açtırdık.
Sepetin içinde, boynunda kurdelesi ile duran Hayat!
- Kimin ? Kimin? Kimin? paniğiyle,
cevaba göre havalara uçacak bir Öykü...
'Allahım ben napıyorum' iç sesiyle boğuşan bir anne :)
' Valla ben karışmam, siz bakarsınız' deyip,
Hayat'la ilk sarmaşı gerçekleştiren bir baba...
Ve Hayat artık bizimle...



8 Eylül 2010 Çarşamba

oksijen ve şükür

"Hayat bayram olsa" demişim ya profilimde, sanki bayramlar bayram tadındaymış gibi.
Yok yok, ah o eski bayramlar tribine girmiycem.
Ondan değil...
Annemin diktiği bayramlıklar, ya da kırmızı rugan ayakkabılar değil derdim.
Lunapark, cinci meydanında at binme vesaire de değil. Artık insan kabul etmeyen, dolup taştığımız İstanbul'da Beyazıt meydanı bile çocukluğumun hatırası olarak kalmaya mahkum zira.
Şehirden kaçasım var benim ...
*
Tesadüf Eylül ayına rastgeldi ya bayram arefesi. Hani yazlığın son demlerine. Yazlıkçıların yavaş yavaş evlerine döndüğü, bizim gibi "çocuğum azıcık daha oksijen alsın"cıların okullar açılana kadar kaldığı o güzel eylül ayına...
İşte biz bugün kızımla sabah erkenden köy fırınına gittik sıcak ekmek almaya.
Postaneye uğradık. Bisikletlerimizi köy postanesinin önüne parkettik. Kapıdaki güvenlik 'günaydın'la karşıladı bizi. Bayan veznedar Öykü'ye bayram kartı verdi, üzerinde akvaryumundan kaçan bir japon balığı resmi olan.
Ve fırıncı amca sıcak simit verdi 'iyi bayramlaaar' diyerek.
Sonra ananeli, babanneli, halalı, dedeli bir kahvaltı sofrasına...
İşte o zaman bayram ruhu girdi içime...
Hep böyle olsaydı, bisikletle fırına gittiğimiz, bakkal çakkallı bir kasabada yaşasaydık,
sevdiklerimiz, büyüklerimiz hep bizimle olsaydı... Hayat bayram olsaydı...
Beyine fazla oksijen gitmişti tabii, ofise gelince düzeldim.
Şimdi istekleri, arzuları, hırsları bırakıp şükretme vakti.
Bugün bir meleği yolcu ettik zira....














18 Ağustos 2010 Çarşamba

orta foto kırmızı burun, işte ben :)

Daha faturalarım bile gelmezken yeni adresime, kurye paket getirince huylandım tabi.
Tavşanlı mandalı görünce tüler aşşağı indi, boyun büküldü, ayyyyy canııım moduna geçildi.
Telefon açtım hemen, "Bi hanım ol yaa" dedim...
Giy döpyesini, dolma kaleminle imzalar falan at! Nooluyo böyle kurdeleler, çubuk şekerler, tavşanlı mandallar falan...
Yaralı kuzuma moral kutusuymuş Defdef'ten gelen.
Sıkı sıkı kapadım. Ben açınca delirdim, bakalım Öyküş ne yapıcak akşam :)



16 Ağustos 2010 Pazartesi

benim çocuğum yapmazz! :P

İlk kazamız diyebilirim.
7 yaşına kadar diz sıyrıkları haricinde hiç vukuatı olmadı Öyküşün.
Annesi kılıklı...
32 yaşıma kadar düştüğüm sayılıdır. Kırık çıkık yok.
Sakarlığım dillere destan, ama vukuat sıfır.
Cuma gecesi, iki siteyi birbirinden ayıran dikenli tellerin sivri yeri
muzur gençlik arasından Öyküşün koltuk altını seçerek girmiş.
Önce haberi geldi "Tuğçe teyze Öykünün kolu kanıyoooo", sonra sesi ve en son arkadaş ordusu eşliğinde Öykü.
Ve arkasından hale, jale bütün mahalle bizim evdeydik.
Malum yazlıktayız. Anane, babanne, dede, teyze, hala bütün sülale öncelikli olarak,
sonra 2. derece akrabalar ve site halkı...
Anane iz peşinde "bizim çocuğumuz yapmaz! nası oldu? kim yaptırdı? birimi itti? anlatın..."
Çocuklar sorguya çekilirken, babamın sesi ensemde yankılanır
- kızım sabunla yıka çocuğun kolunuu!
- baba bi bak, dikiş gerekiyosa hemen götürelim.
- gerek yok, yıka sen!
- peki...
banyoya girer mahalleli :)
yara sabunla yıkanır, yakın gözlükler takılır, yelpazeler açılır ve hızır acil ecza deposu site sakininin herbirinin elinde bir merhem vardır.
İşte en zoru budur. Kimseyi kırmadan, birini seçmeli sürmelidir :)
Sana uzanan birsürü el vardır. Birinde pamuk, birinde batticon, birinde sprey ilaç, birinde merhem, diğerinde merhem, diğerinde merhem...
Ve sonra gaipten bir ses "hadi biz çıkalım, sakinlesin biraz çocuk" der... :)
Anbele anne kafayı toplar, ilaçları inceler, pansumanı yapar, kucak terapisinden sonra çocuğu binbir nasihatle siteye geri salar.
Takip eden günler, anane ve babanne sıkça birbirlerine şunu söyler
"bizim çocuğumuz yapmaz! biri söylemiştir, ayartmıştır" :)
ps: canım blog arkadaşlarım, twitten attığınız geçmişolsun mesajları için tekrar çok teşekkür ederim. çocuk işte düşe kalka büyüycek. ama bizim çocuğumuz yapmazz hehee....

12 Nisan 2010 Pazartesi

baluuuuuncuuuuuu.....

Aslında milyon tane şey var anlatıcak.
Ama bu şipşak post, Öyküş'ün ilk ticaret girişimi hatırına yazıldı.
Ne cesaret anlamadımkii :)
Dün katıldığımız kuzen doğumgünü ganimetleri balonlarını,
bugün sokakta bağır çağır, çatır çatır sattı bizim kız. 10 kuruşa...
Puset gördümü sesini daha da yükseltti :)
10'larca 10 kuruşu oldu.
Ve anne-babası gibi ticareti seçebilitesi olduğunun ilk sinyallerini almış olduk.




18 Mart 2010 Perşembe

iyiki...

İyiki tanıdık O'nu...
Bu ikinci süprizi bize.
İlkinde mükemmel bir el yapımı "Kırmızı Başlıklı Öykü" hikaye kitabı göndermişti.
Bayılmıştık, çantamda gezdirmiştim bir müddet :)
Ama bu süprizi Öykü'ye verebileceği en güzel hediyeydi.
Tam 5 tane mektup arkadaşı oldu Öykü'nün.
Adana'dan...
Seldacığımın öğrencilerinden 5 tane kardeşimiz var artık.
Öyle mutlu oldukki mektupları görünce.
Hele bir de okuyunca...
Yeni doğum yapan ineğinin iki yavrusuna isim bulması için Öykü'den yardım isteyen Kardelen, 9 kardeşli Ayşegül, "Sizin orda kar yağıyormuş Öykü, kalın sırtlar giy!" diyen canımm Samet.
Ağlattılar bizi yaaa....
Öykü yazmayı yeni öğrendiği için, dinlene dinlene, her gün bir arkadaşına olmak üzere anca yazdı mektuplarını. Ve tabiiki hepsi bahçeli evlerde oturan ve inekleri kuzuları olan mektup arkadaşlarına, bahçe özlemini, bir köpeği olmasını ne kadar çok istediğini anlattı. 9 kardeşli Ayşegül'e de "Belki benimde ilerde bir kardeşim olur" temennisini yazdı :(
Mektupların yanında Selda Öğretmenden gelen harika bir kitap vardı.
Asıl harika olanlarsa sayfa aralarındaki kurutulmuş Adana papatyalarıydı.
Başköşemize layıktı, yerini aldı.....










22 Ocak 2010 Cuma

hepsi 5 :)

Ablalar, teyzeler, halalar, dayılar harçlıkları hazırlayın,
şeffaf dosya içinde ilk M.E.B onaylı karnemiz hazır.
Hemde hepsi beeeeş :))


16 Eylül 2009 Çarşamba

bu yaz...

Öykü bu yaz,
Paletle yüzmeyi öğrendi.
Dedesinin yaptığı tek iğneli oltasıyla ilk balığını tuttu.
Denizhan'ı dudaktan öptü :), buna tepki veren anne çook pişman oldu :/
Dayısıyla lünaparkta gondola bindi (baba-anne hayatta binmez ).
Ter içinde kalana kadar uğraşıp, bisiklete binmeyi öğrendi.
Hadise ve Demet Akalın cd'leri eşliğinde ilk partisini verdi.
O kadar çok yara-beresi oldu ki, kutu kutu yarabandı harcadı :)
İlk konserine gitti, Hadise... Ve ikinci konserine gitti, Demet Akalın...
Her gece eve girerken zırladı, tepindi...
5 dakka daha, 5 dakka daha ve 5 dakka dahaaa....
Erkek fatma oldu. Tamam'ı "tağam" , efendim'i "neaaa" yaptı...
Gece 01:00 suları yatıp, sabah 11:00 suları kalktı.
.... Ve okula başladı.
3. günümüz.
Bu hafta alıştırma olduğundan sabah erken kalkıp 9'da okulda oluyoruz.
Çok zor kalkıyor.
Her gün şükrediyorum şu okul değiştirme olayımıza.
haftaya ders başı 12:30...
Tabiiki gece yatmaları 11'den, 09 buçuğa geriledi.

Olurda bu blog yıllaaaar sonra kalır kimbilir!
İşte o yüzden kısa bir "tarihe not" düşmek istedim.
2009 yaz özeti olsun Öyküş'e...







6 Eylül 2009 Pazar

biz hazırız...



ben, beyim, matkap üçlüsü çook çalıştı haftasonu
ve okullu kız odası hazır.
pileli, pembe-mavi ekoseli, kolyeli(kokart) formamız,
ayakkabımız, fırfırlı çoraplarımız hazır.
saçı örgülü okullu kızımız hazır.



Evde işleri halledip yazlığa döndük.
formamız üstümüzde tabii.
Ananeye, babanneye, konu komşuya, arkadaşlara göstericez.
Alkışlarla, gözyaşlarıyla karşılandı Öykü :)))
Abartmıyorum :)
Varmıydı böyle bi adet, yoksa bizimkilermi uydurdu bilmiyorum, harçlıklar havada uçuştu.
Yaani bi başından aşşağı para yağdırmadıkları kalmıştı onuda yaptılar sonunda :))
Kantin harçlıklarımızda hazır.
E biz hazırız ;)





31 Temmuz 2009 Cuma

o daha bebek...


Okula mı gidicek şimdi...
Külotlu çorap mı giyicek her gün, hani şu kaşındıranlardan...
Nasıl kalkıcak sabahın köründe?
Ben nasıl hem onu hem kendimi hazırlıycam?
Üstelik bir-iki lokma bişey de yemesi lazım...
Kışın soğuk olucak. Sabahın körü nasıl koşucak okul kapısından sınıfına o çantayla...
Kokulu silgi alıcak mı kırtasiyeden?
Uhuyu eline sıkıp top top yapıcak mı?
Ya da silgiyi masaya sürte sürte uzuuun silgi ipi yapıcak mı?
Kantinden çubuk kraker alıcak mı?
Kilitli hatıra defteri olucak mı?
okuma-yazma mı öğreniceeek :)
Hani şu 'kütüphaneci kolu-spor kolu-beslenme kolu vs'  bantları vardı kolumuza taktığımız,
var mı haala o kol'lardan...
Kırmızı kurdele var mı haala?
Minik renkli kolanyalar vardı, leblebi tozu satan amcalar vardı, meybuz vardı,
yoktur dimi artık...
Bir sayfa sağ yan yan çizgi, bir sayfa sol yan yan çizgiyle başlamazlar artık heralde...
Niye pantolon giyemiyorlar ki kızlar.
Daha o eteklerini toplayamazkii...
Üşür, uykusu gelir, sıkılır, yorulur...
O daha bebek...


4 Haziran 2009 Perşembe

çok şükür...

Gece hiç çıkmadı ateşi
horladı sadece bol bol :)
ortamızda yattığı için uyuyamadık tabii
ama iyileşti ya çok şükür
rahatladık...


3 Haziran 2009 Çarşamba

39,5 farenjit....

İşe verilen 4 günlük mola...
C.tesi - pazar sabahları meşhur AÖF sınavlarım vardı. iyi geçti 5 pekiyi afferin aldım.
Cumartesi sabahı, beyim götürdü beni sınava. Yol boyu, neden evimizden bu kadar uzak bir noktada sınava girmek zorunda olduğumu tartıştık. Sabahın körü sisteme isyan ettik. pastane poğçası ve kutu meyva suyuyla döke saça, kırıntılar, 'yol sordun-sormadın' didişmeleri, '10 dakka kaldı, bu ne trafik cumartesi cumartesi yetişemiycez isyanları' eşliğinde okulumu bulduk. Bir hengame bir koşturma....
Yanlız sınavdan çıktığımda manzara süperdi. Birkaç adam, ellerinde ve kucaklarında çocukları eşlerinin sınavdan çıkmasını beklerken, sohbete dalmış bi güzel kaynatıyolardı:))
İlk ben çıkmışım sınavdan."Ohh sen yırttın, geçmişolsun, helaaal" nidaları arasında uğurlandık. Beyim de "Allah kurtarsın" iyi dilekleriyle karşılık verdi...
(saolsun beyim, pazar günkü okulumu da buldu, beni dertten kurtardı)
Neyse, pazar günkü sınavım da bu okula çok yakın olduğundan, pazar günü yanlız gitmeye karar verdim.
Ne de iyi ettim...
Pazar günü bomboş yolda, mp3 playerla uğraşmamak için basılan radyo düğmesi bana nefis süprizler hazırlamıştı.
Arabanın camından esen hafif rüzgar, fırından alınan çatal, radyoda "ben de uzun bir yola gittin farzederim, kandırırım kendimi ne yapayım" Ziynet Sali, bangır bangır bir Tuğçe, hafif gaz pedalı (itiraf.com:uzun zamandır olmadığı kadar hafif:), sonra Nil Karaibrahimgil "Kendimi bunun için mi yorcam ben, kalbimi bunun için mi kıcam ben" , bangır bangır bi tuğçe daha...
Sınav günü böyle de olurmuş meğer. Dönüşte alınan kahvaltılık, meyva suyu, gazete ve strese girmemiş sadece annesi sınava girmiş bi aile kahvaltısı...
Sınav sonraları yazlığa koşturduk durduk. Yaz geldi , en acilinden yerleşicez ya...
Pazartesi, Salı takviyesi ile ev rayına girdi neyseki.
Artık ev iş arası gidiş-geliş 70+70:140 bunalım kilometre...
.... Ve final.39,5  farenjit... Öykü sultan, bütün kış çok iyi idare etti. Ananenin sihirli pekmez şurubu şifa verdi. Ama bu salgından kaçamadı. Dün akşam 10,30 civarı ince pijamaları ile yatağında ateşli halde çizgi film seyrederken bakkala gitmeye karar verdik. İkimiz elele, terliklerimizle kıkırdaya kıkırdaya sokağa çıktık. Bir rüzgar esti "ohh anne, ne güzel mayıştım" dedi, ben eridim... "ohh dedim ne iyi ettik, çıktık". Yataktan çıkmak iyi geldi Öyküşe. 
Alışık değil ya, terliklerime baktı baktı kıkırdadı :)) Aheste aheste bakkala gittik, abur cubur yerine 2 liralık dandik prenses tacı, küpesi vs.si  bi takım aldı. Eve geldik, tacını küpesini taktık. Ateş 39,5 u bulup keyifler kaçınca, soğuk kompres ve kusma kovasıyla başbaşa kaldık...

Şimdi ananede Kumburgaz'da... Civcivi 'sarışın'la koyun koyuna yatıyomuş...
Ben gene özledim. Akşamki rüzgar ve onun mest hali aklıma geliyo sık sık, bi ferahlıyorum...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

benim güzel papatyam...

kendin gibi güzel yüzlerce papatyanın içinde öyle güzeldin ki...
benim güzel papatyam....

20 Mayıs 2009 Çarşamba

uçurtma uçurt :)

şehirden kaçma isteği bir hastalıkmıdır?
yeşil, insana nasıl bu kadar iyi gelir?
anti-teknoloji yanlısıyken 3G'li bir telefon istemek ne yaman çelişkidir.

Bu ayaklar ne zaman bu kadar büyüdü?
Odundan salıncak yapabileceğimiz bir bahçemiz olacakmı?
Uçurtma uçurmayı, ip atlamayı çocukken ne çok sevdiğimizi ne zaman unuttuk? 
Babalar eli kesildiğinde çocuklarına çaktırmamayı nasıl başarır?
Öykü'ye uçurtma zevkini yaşatmak neden daha önce aklıma gelmedi?
Kabartma tozu hamuru nasıl böyle kabartır?
Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi? :)))) işte gene cıvıdım :P